Yeni Dizayn ve Yeni Özellikler

Hukuk ve Avukatlık Üzerine | Yiğit Sayın | Röportaj

Birkaç ay önce saygıdeğer hocam Yrd.Doç.Dr Yiğit Sayın ile hukuk ve avukatlık üzerine bir röportaj yapmıştım. Tercih döneminde yayınlamak için bu değerli röportajı bekletiyordum. Şimdi yayınlama vakti! 

5 videodan oluşan bu röportajın hukuk fakültesi ve avukatlıkla ilgili aklınızdaki birçok soruya cevap vereceğini düşünüyorum. Ayrıca değerli hocam Yiğit Sayın'a bir kez daha teşekkür ediyorum.

Not: Her videonun altındaki ilgili kutucuğa tıklayarak ​video deşifresine ulaşabilirsiniz.

1-Yiğit Sayın Kimdir?

Video deşifresi için tıklayın

2-Hukuk Okumak Hâlâ Değerli mi?

Video deşifresi için tıklayın

3-Avukatlığın Geleceği

Video deşifresi için tıklayın

4-İyi Avukatın Özellikleri Nelerdir?

Video deşifresi için tıklayın

5-Hukuk Fakültesi Öğrencilerine Tavsiyeler

Video deşifresi için tıklayın

Birkaç ay önce saygıdeğer hocam Yrd.Doç.Dr Yiğit Sayın ile hukuk ve avukatlık üzerine bir röportaj yapmıştım. Tercih döneminde yayınlamak için bu değerli röportajı bekletiyordum. Şimdi yayınlama vakti!

5 videodan oluşan bu röportajın hukuk fakültesi ve avukatlıkla ilgili aklınızdaki birçok soruya cevap vereceğini düşünüyorum. Ayrıca değerli hocam Yiğit Sayın’a bir kez daha teşekkür ediyorum.

Video Deşifreleri

Yiğit Sayın Kimdir?

1974 İstanbul doğumluyum. Çocukluğum Almanya’da geçti. Daha sonra ilkokul döneminde Türkiye’ye döndüm ve ilkokulu Türkiye’de bitirdim. Ardından Kadıköy Anadolu Lisesi’nde eğitim gördüm. 1992 yılında Kadıköy Anadolu Lisesin’den mezun oldum. Ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde hukuk lisans eğitimi aldım. 1998 yılında İstanbul Üniversitesi’nden mezun olarak serbest avukatlık yapmaya başladım. Önce tabii staj yapmam gerekti. Stajdan sonra avukatlık yaptım ve 2001 yılında bu sefer İngiltere’ye gittim. Orada uluslararası ekonomi hukuku üzerine yüksek lisans yaptım. Ardından bir süre İngiltere’de kaldım. Önce orda da kısa bir staj maceralarım oldu. Ardından bazı uluslararası finansal kuruluşlarda kısa görevlerde bulundum. Türkiye’ye döndüm ve avukatlık mesleğime devam etmeye başladım. Daha büyük bir büroda daha uluslararası vergi hukuku çerçevesinde avukatlık ve danışmanlık hizmeti vermeye başladım. Gene askerlik problemimle alakalı olarak 2002 yılında doktoraya başladım. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk alanında.Doktoramın ikinci yılında avukatlık mesleğini bırakarak İstanbul Üniversitesi Roma Hukuku Anabilimdalına araştırma görevlisi olarak başvurdum ve kabul edildim. Ardından yaklaşık yedi yıl aynı kürsüde araştırma görevlisi olarak çalıştım. 2009 yılında ise eski dekanımız Tankut Hoca’nın teklifiyle bugün hâlâ görev yaptığım Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesine geldim. Ağırlıklı olarak Roma Hukuku için gelmiştim. Daha sonra Hukuk tarihi, hukuk felsefesi ve sosyolojisi ve avukatlık hukuku dersini vermeye devam ediyorum.

Hukuk Okumak Hâlâ Değerli mi?

Merhaba hocam, öncelikle röportajı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum. İlk soruyla başlayalım. Hukuk Fakülteleri sayısındaki artış dikkate alındığında önümüzdeki yıllarda hukukçu sayısında ciddi bir artış olacağı görülüyor. Bu gerçeğin ışığında sizce hukuk okumak hala değerli midir?

– Gerçekten önemli bir soru ve açıkçası çok da kolay bir cevabı yok. Ama herhalde hukuk Fakültelerinin eğitimiyle ve hukuk fakültelerinin ne olduğuyla alakalı başlamak lazım. Hukuk Fakültesi eğitiminin neyi hedeflediğini ve neye yönlendiğini önce düşünelim. Sonuçta Hukuk Fakülteleri avukatlık meslek yüksekokulu olarak görülmemeli. Herhangi bir mesleğe formasyon eğitimi vermesi tabi ki söz konusu ama bunun yanında özellikle modern çağın gereklerine uygun, evrensel hukuku benimsemiş, insan hakları teoremine hakim, bilinçli, duyarlı vatandaşlar ve hukukçular yetiştirmek, bütün Hukuk Fakültelerinin sanırım ilk amacı olarak karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda hukukçu sayısının artmasını olumsuz olarak görebilmem çok da mümkün değil açıkcası. Sonuçta bir ülkede ne kadar hukuk eğitimi almış insan olursa o ülkenin o kadar demokratik değerlere sahip çıkan bir toplum yapısına bürüneceğini düşünmek çok da safiyane bir bakış açısı değil bence. O açıdan benim şahsi kanaatim, hukuk fakültesi sayısının artmasının hukuk eğitimi alanların artmasının kötü ya da olumsuz bir sonuç vermeyeceği üzerine. İkinci noktaya geldiğimizde, avukat sayısının buna paralel olarak artması, işte bu problematik bir durum yaratabilir. Ama zannediyorum Adalet Bakanlığının da çalışmaları tüm bu kaygıları göz önüne alarak devam ediyor. Özellikle hukuk fakültesi mezunlarını belirli bir sınavdan geçirmek ve ancak öyle mesleğe başlatmak, yine staj dönemini daha güçlü ve daha faydalı kılmak gibi birçok değişik düşünce barınıyor şuanda Adalet Bakanlığının son dönemde gördüğümüz çalışmalarında. Dolayısıyla mesleki açıdan tabi ki avukat sayısının artıyor olması bir problem olabilir ama hukukçu olarak bakıyorsak ben hukukçu sayısının artmasının ülke için, toplum için hiçbir zaman kötü bir yönelim olduğu konusuna inanmak istemiyorum. Avukat ise yine mesleki eğitim, mesleki düzenlemeler Baro’nun olsun Adalet Bakanlığı’nın olsun, üniversitedeki bir takım yapılarındaki değişiklikler olsun önemli hale gelir. Mesleğin geleceğinin ne şekilde şekilleneceğini özellikle sayının artmasıyla bağlantılı olarak Türkiye’deki avukatlık sisteminin avukatlığın haklarının, sorumluluklarının, avukatlığın mesleki ve kişisel yaşam kalitelerinin ne hale geleceğini önceden kestirmek çok zor. Zira burada bence kanun koyucuya, Barolara, üniversitelere ve Adalet Bakanlığı’na başta olmak üzere diğer kamu kuruluşlarına çok önemli görevler düşüyor. Dolaysıyla onların düzenlemeleri, onların gideceği yönler kuşkusuz bu sorunun aydınlatılmasında çok elzem bir yer tutacaktır. Ama tekrar etmek istiyorum. Ben Hukuk Fakültesinin sayısının artmasına olumsuz bakanlardan değilim. Yeter ki eğitimin kalitesi, eğitim sonrası meslek içi eğitimlerin kalitesi dikkate alınsın. Düzenlemeler artan sayının iş imkânlarını, gene bizim belli sorunlar içinde devam eden adalet sistemimize olabilecek olumsuz etkileri de göz ardı edilmeden düzenlenmelidir. Önümüzdeki birçok olası değişim zaten bu artan sayının olumsuz etkilerine olabildiğince kısıtlamaya yönelik görülüyor.

Avukatlığın Geleceği

2008 yılından beri Avukatlık Hukuku dersi veriyorsunuz. Avukatlığın geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

– Gene çok kolay olmayan bir soru. Avukatlığın geleceği hakkında aslında gene iki taraflı bakabilirim. Bir taraftan hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünüyorum. Avukatlık mesleğinin sonuçta geçmişine baktığımızda neredeyse yaklaşık 3000-4000 yıllık bir geçmişten bahsedebiliriz. Çok değişen bir şey var mı? Çok temel unsurlar açısından yok. Tabi ki avukatlık mesleğinin bir takım yönelimlerinin değiştiğini kabul etmek lazım. Bunu derslerimde de genelde ifade ediyorum. Özellikle avukatlığın yüklendiği misyonun son 100-150 yıl içerisinde dönüşüm geçirdiği, özellikle 19.yy’daki ve 20.yy başındaki bireyi topluma ve otoriteye, devlete karşı koruyan, insan hakları ve diğer hak arayışları kavgalarında en önlerde yer alan avukatın yerini artık daha çok ticari ve medeni hukuk anlamındaki uyuşmazlıklarda rol almaya başlayan ve kamu hizmetinden ziyade serbest mesleğe yönelen bir meslek grubunun parçası olarak görüyoruz.

Sivil toplum örgütleri olsun, hukukun yanında yer alan ya da ondan birazcık da uzaklaşmaya başlayan diğer insan hakları çalışanları aktivistleri grupları olsun, bunlar 150-200 yıl önceki avukatların fonksiyonlarını yavaş yavaş doldurdular. Dolayısıyla bugün itibariyle avukatlık mesleğinin tam olarak ne olduğu bence zaten bir sorun. Nitekim avukatlık kanununun birinci maddesindeki serbest meslek ve kamu hizmeti de tam bu düalist durumu çok iyi yansıtan bir ifade. Bugün itibariyle avukatlığı kamu hizmeti olarak da serbest meslek olarak da görmek özellikle Avrupa sistemleri açısından çok kolay değil. Gelecekteki değişimler kamu hizmeti unsurunu mu serbest meslek unsurunu mu öne çıkaracak? Ya da birini diğerinin aleyhine yok edecek? O konularda da çok emin olamayız doğruyu söylemek gerekirse. Tabi ki teknoloji ve teknolojinin gelişimi ve teknolojinin hayatımızdaki yeri bu bağlamda aynı şekilde hiçbir zaman göz ardı edilemez. İleriye dönük projeksiyonlar yapmada itina etmeye çalışan biriyim genelde hiçbir tahminim de gelecek de çok da olmadığını görüyorum ama zaten muhtemelen gelecek projeksiyonu yapmak bugünü anlamak açısından faydalı olabiliyor. Dolayısıyla bugünkü avukatlık mesleğinin şuanda geçirdiği sancılar, sadece Türkiye açısından konuşmuyorum dünyadaki sancıları gözlemlediğimiz, muhtemelen bir değişime işaret ediyor. Tabi bu değişimin ne kadar köklü olacağı mesleği baştan aşağıya değiştirip dönüştürmeyeceği, bunları şuanda işaret etmek çok iddialı bir yaklaşım olur. Ama tekrar edeyim, bir değişim olacağı ya da değişim olduğu kesin. Belki de bu değişimi yaşıyoruz şuanda zaten. Sizin bana bu soruyu sormanızda ya da önceki soruyu sormanızda da aslında gene bu değişimin dinamiklerini hissediyor olmanız bence bir rol oynuyor.

Değişim bitecek bir değişim midir? Onu da çok zannetmiyorum. Belki de zaten çok önceden başlayan bir değişimin devamı içindeyiz ve uzun yıllar devam edecek. Çoğu insan herhalde değişim yaşanan dönemlerde o değişimin tam kalbinde olduklarını çok algılayamazlar. Belki de biz zaten 30 yıldır avukatlık mesleği ve hukuk açısından evrensel anlamda bir değişim yaşıyoruz. Bu değişimin içinde olanlar olarak henüz bu değişimin tam da farkında değiliz. Bizden çok sonraki jenerasyonlar belki de buna isim verecekler. Avukatlık mesleğinin 100 yıl önceki meslek olmadığı sanırım herkesin, bu röportajı dinleyecek olan herkesin de üzerinde bence anlaşabileceği bir durumdur. 1800’lerdeki 1900’lerdeki, 1940’lardaki hatta avukatlık ve 2016 yılındaki avukatlık mesleğini aynı şekilde yorumlamak, aynı mahiyete sahip olduklarını iddia etmek bana çok doğru bir duruş gibi gelmez. Bu bağlamda bu değişimin devam edeceğini düşünüyorum. Dediğim gibi bu değişim ileriye dönük olarak bir ilerleme de olmayabilir. Biz değişimi hep ileriye dönük, çok progressive bir yol olarak düşünüyoruz ama her değişimin çok ileriye dönük olmasına da gerek yok. Dolayısıyla şuanda kamu hizmetini geride bırakıp serbest mesleğe yönelen bir meslek olarak karşımıza çıkan avukatlığı belli bir zaman sonra serbest meslek taraflarından yavaş yavaş sıyrılıp tekrar kamu hizmetine dönmeyeceği konusunda net bir öngörüm olamaz. Çünkü şunu söylemekte fayda var, avukatlık mesleğinin diğer mesleklerden ayrılan çok önemli bir noktası var, insana çok ait bir meslek. Toplumun ve insan yaşantısının parçası olan bir meslek. Dolayısıyla insan ve toplum var olduğu sürece avukatlığın ve avukatlık mesleğinin var olması aynen doktorluk ve bir takım temel meslekler gibi aynen cai benim gözümde. Bunu unutmamak lazım.

Meslekteki her türlü değişim muhtemeldir, olabilir. Avukatlığın toplum içindeki yeri, konuşlandıkları pozisyonlar zaman zaman değişebilir. Bazen daha toplum önünde yer alırlar bazen daha arkayae giderler; bazen daha serbest meslek, daha çok ticaret, daha çok para ve maddiyat peşine doğru takılır gibi gözükür meslek. Bazı dönemler buradan daha sıyrılmış ve daha fazla kamu hizmetini, hak arayışlarını, özgürlüğü amaçlayan bir meslek haline dönüşür. Fakat sonra tekrar bu dinamikler değişebilir çünkü eninde sonunda avukatlık aslında en temelinde bir kişinin yanına çağırılmaktır. Dolayısıyla avukattan beklenen kendisi çağırıldığı zaman kendisini çağıran kişinin yanına gitmek ve ona hukuki olarak danışmanlık hizmetinde bulunmaktır, yardımda bulunmaktır müvekkil vekil ilişkisi çerçevesinde. Bu mecralar, özellikle aradaki bu mediumlar değişebilir. Teknoloji, online avukatlık, online hukuki danışmanlık, bunlar gene olabilir ama temel müvekkil vekil ilişkisinin bence mahiyeti, kutsallığı çok değişecek bir durum değil. İnsanoğlu yaşadığı sürece, insanoğlu toplumlar oluşturduğu sürece ve toplumun bireyleri olarak yaşamını devam ettirme arzusu içinde olduğu sürece hukuk olacağını herhalde kabul edeceğiz. Ve hukuk oluğu sürece de kişileri hukukla bütünleştirebilecek onlara hukukun sağladığı imkânlardan faydalanmayı salık edebilecek, yönlendirebilecek aracılara her zaman ihtiyaç olacak. Belki yerler değişecek, belki aracılar değişecek, belki amaçlar ve mahiyetler değişecek ama temel olarak baktığımızda mesleğin bir toplum içindeki tuttuğu yerin önemi bence çok değişmeyecek. Değişirse dahi o zaman genel toplumsal yapı ve toplum dinamiklerinin çok değiştiği yeni bir dünya düzeniyle karşı karşıyayızdır, belki de bu konuları tartışmaya düşünmeye gerek kalmayabilir. Ama daha belirleyici ve daha net konuşmak gerekirse değişecek taraflar en azından benim fikrime göre şudur: özellikle uluslararası avukatlık ve ulusal avukatlık açısından, çok da ayırt etmemek lazım belki de, diğer alanlardaki değişimler avukatlığa da yansıyacak, yansıdığını da görüyoruz. Bu bağlamda özellikle Avrupa avukatlık hukukunun yıllardır hala koruduğu reklam yasağı, avukatların özellikle başka meslekleri yapmaktan yasaklı olmaları, bazı ülkelerde çok sert bazı disiplin kuralları altında bulunmaları, avukatlık ortaklığı, avukatlık şirketi yapılarının modern çağa daha uyacak borsada işlem görecek bir hal alması… Bu değişimler muhtemelen çok da uzak olasılık olarak gözükmüyor. Zaten Amerika ve İngiltere’de son dönemlerde çok gördüğümüz değişimlerdir. Bu değişimlerin sonucunda muhtemelen dünyanın en büyük 100 hukuk firmasına baktığınızda çok büyük bir oranın Anglosakson menşeli hukuk firmaları olduğunu görüyoruz. Bu da gene muhtemelen avukatlıktaki değişimi daha mikroskobik olarak değerlendirme ihtiyacı hissettirebilir bize. Ve bu değişimi Avrupa hukukunun daha çok Anglosakson hukukuna doğru, avukatlık açısından diyorum, değişimi olarak yorumlayabiliriz. Belki de Avrupa hukuku ve Avrupa’daki avukatlık mesleğinin düzenlenmesi anlayışı ve yapısı Amerika ve İngiltere’dekine doğru devşirilebilir. Ya da devşirilecek gibi. Nitekim bizim de yeni avukatlık kanunu tasarımız ve o tasarı etrafındaki tartışmalar, düşünceler, görüşler bizim de demin bahsettiğim değişim rüzgârından çok da muaf olmayacağımızı gösteriyor ülke olarak. Deminki soruyla beraber şöyle yorumlamak lazım. Ne derece etkiler? Şuanda bizi izleyen bu mesleği yapmayı düşünen bu mesleğe dahil olmayı düşünen en azından bu eğitimi almayı düşünen, bence olumsuz bir etkisi olmaz. Sonuçta iyi bir hukukçu her zaman iyi bir hukukçudur. Hukukçu sayısının artması iyi hukukçu sayısını azaltmaz ancak artırabilir diye düşünüyorum. Çok iyi hukukçu olması bir toplumda, gene aynı yere geliyoruz, kötü bir şey olamaz. Her zaman bir şekilde iyi hukukçular diğer adaylar ve diğer hukukçular arasında her zaman kendileri belli edebilir. Sonuçta bu belli bir sonuç alabileceğiniz iş. Özellikle avukatlık mesleği açısından baktığımızda sonuç alabilmek sizin aslında yeteneklerinizin de bir nevi yansıması oluyor.

İyi Avukatın Özellikleri Nelerdir?

İyi hukukçuların çok önemli olduğundan bahsettiniz. Aynı zamanda iyi bir hukukçu iyi bir avukat da demektir. Geleceği göz önüne aldığımızda bir avukatın diğer avukatlar arasında öne çıkmasını sağlayacak özellikler neler olabilir?

– Bu soruya da sanırım iki taraftan cevap vermem lazım. Bir tane vermem gereken cevabı vereyim, en azından benden beklenen cevabı. Tabi ki iyi bir hukuk eğitimine ve iyi bir hukuk mantığına sahip olması gerekiyor. Hukuk mantığı dediğimiz de öyle çok üzerinde durulup geçilecek bir şey değil, gerçekten de zamanla, tecrübeyle, çalışmayla oturtulan bir mantık. Ve bu mantığa ulaşmakta da açıkçası çok çetrefilli bir yol bekliyor çoğu genç arkadaşımızı. Zaten normal felsefi okulları, mantık okullarını süzgecinden geçirip onlardan alınanları kendi toplumunuzun ait olduğunuz çevrenizin özellikleriyle yorarak onlarla beraber bir sonuca varmaktır hukuk mantığı.

Yabancı dil bu bağlamda gene çok önemli olarak karşımıza çıkıyor. İngilizce tabi burada benim diyeceğim dildir özellikle. İngilizce dışında ikinci bir dil tabi ki meslek için de sizin kendi yaşamınız için de hobileriniz için de önemlidir. Bir dil bir insan demişler, çok da güzel ve doğru demişler bence. Ama hukuk açısından baktığımızda iyi bir İngilizce her açıdan her anlamda yaptığınız işlerde size fayda sağlayabilecek bir İngilizce, hukuk İngilizcesi olarak düşünebilirsiniz, iş İngilizcesi olarak düşünebilirsiniz, genel İngilizce olarak düşünebilirsiniz. Dolayısıyla bu çağda ilk diyebileceğim şey, hele Türkiye’nin de bu kadar uluslararası hukuka ve ticarete entegre olduğu bir dönemde iyi bir hukukçu olmak için tabi ki iyi bir hukuk eğitimi, hukuk mantığı, kendini iyi ifade edebilme çok önemli. Sonuçta avukat dediğimiz adam hukukçu dediğimiz adamdan daha bile bu yeteneklere sahip olması beklenen bir kişi oluyor. Aslında avukatlık her ne kadar bu gün birçok sebepten dolayı uygulanamasa da aslen sözlü bir geleneğin devamı ve sonucu bir meslektir. Avukatın iyi konuşabilmesi kendini iyi ifade edebilmesi karşı tarafı ikna edebilmesi ve insanlara güven verebilmesi hepsi bunların beraber düşünülmeli. Bu bağlamda dil önemli. Sadece İngilizceden bahsetmiyorum Türkçeden de bahsediyorum. Dolayısıyla yabancı bir dil önemli olduğu kadar ana dilinizi kullanabilmek de çok önemli. Sonuçta birçok kişiyle İngilizce değil Türkçe temas edeceksiniz. Dolayısıyla dil derken İngilizce ve Türkçeyi çok ayırmamak lazım. Bu çağda iyi bir avukat her iki dile de çok iyi hakim olması beklenen bir kişi olarak karşımıza çıkıyor.

Gene çağın gerekleri, koşulları bize avukatın hukukun birçok alanına da bağlantı kurabilecek bir hukuk eğitimine ve bilgisine sahip olması gerektiğini ve sadece belki de hukuk alanıyla değil diğer sosyal bilimlerle hatta diğer bir takım sayısal diyebileceğimiz bilimlerle de ilişki içinde bir meslek yürütme zorunluluğu içinde olduğunu bize gösteriyor. En azından ben böyle düşünüyorum. Sadece hukuk değil, sadece sosyal bilimler değil tüm bilim dallarından faydalanılabilinen ve faydalanılması gereken bir dönemin içerisindeyiz. Çok fazla örnek vermek herhalde gereksiz bile, çoğunuz gözünüzde canlandırabiliyorsunuz. Örneğin marka patent dediğimiz hukuk dalında, bilişim hukukunda sadece hukuk alanında yetiştirmiş olmak kendinizi muhtemelen yetmeyecek. Bugün mahkemelerin teknik yeterliliklerinin sorgulandığı bir dönemde, tahkim olsun arabuluculuk olsun uzlaştırma olsun birçok alternatif uyuşmazlık çözüm yolunun bu kadar ön plana çıktığı bir dönemde teknik bilginin ya da teknik yeterliliklerin de özellikle çalıştığınız alanla bağlantılı olarak gene çok önemli hale geldiğini söylemek lazım.

Bir de benden herhalde söylemem beklenmeyen ya da bu bağlamda çok da fazla öne çıkarılmayan bir konuya da değinmek istiyorum bu mesleği yapmış bir insan olarak. Sizi diğer meslektaşlardan ayıracak en önemli noktalardan biri karakter bence çünkü ne denirse densin dünyanın her yerinde avukatlık ve avukatlarla ilgili fıkralar çok meşhurdur avukatların karakterleriyle ilgili ya da karaktersizlikleriyle ilgili. Gene çoğunuz birçok laflar duymuşsunuzdur birçok dilde, birçok kültürde görüyoruz bunu ama sonuçta aslında toplum içindeki en önemli işlerden birini yapanlar olarak avukatlar sadece bu mesleği yaptıklarından dolayı bence saygıyı hak ediyorlar. Sizden muhtemelen beklenen bu saygıyı daha da hak etmeniz. En azından bugün naçizane benim beklentim bu olabilir. Diğer meslektaşlarınızdan ya da diğer insanlardan sizi ayıracak her zaman önce karakteriniz olmuştur. Her ne kadar avukat hukuka, her ne kadar avukat kanuna, her ne kadar avukat anayasaya bağlı olsa da gene de öncelikle şunu demekte çok da suç işlediğimi düşünmüyorum, öncelikle adalete, hakkaniyete ve evrensel hukuka bağlıdır. Aynı şekilde ahlaki yapınızı ve etik duruşunuzu da gene bu bağlamda düşünmek lazım. Avukat bence etikle bile çok bağlı olmamalı, kendi ahlakını da her zaman göz önünde tutmalı. Size verilen etik kurallara bağlı kalmanız ve riayet etmeniz dahi bence bir avukat için yeterli değildir. Avukatlık mesleği doğruluk kredisinden yararlanan bir meslektir. Avukatlık mesleği toplumdaki diğer gördüğümüz mesleklerin hepsinden daha yukarıda bir ahlak, daha yukarıda bir etik, daha yukarıda bir özveri gerektirir bu bağlamda. Onun için benim düşüncem karakterin çok önemli olduğu ve buna hem kategorist yani Kantçı bir açıdan hem de faydacı yani somutçu bir açıdan da yaklaşabilirim. Zaten kategorik olarak ahlaklı yaşamak, doğruyu yapmak, en azından doğru olarak düşündüğünüzü yapmak insanlık ödeviniz bence. Fakat bunun yanında mesleki olarak da doğru olmak, yalan söylememek en azından belli sınırlar içinde diyelim, insanların kendilerini ifade etmelerine izin vermek, yardımcı olmak, hukuk ve adaleti kaybetmeden, başka yollara sapmadan çözüm bulmak… Zaten bu özellikler de bence uzun vadede size çok kazandıran özellikler. Sonuçta her ne kadar sayı artsa da, her ne kadar avukat sayısı, büro sayısı, hukuk mezunu sayısı, hukuk fakültesi sayısı, hukuk fakültesinde okuyan öğrenci sayısı artsa da gene de çok çok büyük bir camiadan bahsetmiyoruz. İnsanların yaptıkları her zaman arkalarından geliyor. Dolayısıyla çoğu insan size haklı olarak demin söylediklerimi söyleyecek. Yabancı dilin, eğitimin, kendinizi geliştirmenin, sürekli eğitime önem vermenizin, okul bittikten yüksek lisans bittikten sonra eğitimin bitmediğini kabul etmeniz bu bağlamda çok öncelikli bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Hiç kimsenin yeni bir şey öğrenmekten utanmasına gerek yok. Hukukta her zaman yenilik var, her zaman yeni durumlar var, her zaman yeni gelişmelere uyum göstermek var. Dolayısıyla eğitime devamlı devam etmek, okumaya devam etmek, araştırmaya devam etmek çok önemlidir. Bunların tabi hepsi söylendi ama bence karakter, dürüstlük, doğruluk, güvenilirlik, bu da çok önemli, şunu unutmayın. Herkes bırakıyor bir insanı birçok zaman, yanında bir tek avukat kalıyor. Bu gerçekten çok değerli bir meslek. Özellikle avukatlık yapacak arkadaşlar açısından söylüyorum, bu mesleğin değerini hissetmeden bu mesleğe girmek sizi de çok mutlu etmez bence, sizi de çok tatmin etmez. Evet, avukatlık size çok para kazandırabilecek, sizi toplum içerisinde öne çıkarabilecek bir meslektir ama biraz belki dramatik olacak ama ulvi değerini kutsallığını göz ardı etmeden bu mesleği yapmak, bu mesleği kabul etmek, bu mesleğe girmekte fayda var. Hukukçuluk için de aynısını düşünüyorum avukatlık için de, çok da ayırt etmek doğru değil bu bağlam içinde bakarken. Benim için en önemli kişiyi öne çıkaran karakteri oluyor ve genelde gördüğüm hukukçuyla karakteri yan yana gidebiliyor. İyi bir hukukçu genelde iyi bir insan oluyor çünkü hukuk zaten bize en nihayetinde neyin doğru yanlış olduğunu ne yapıp yapmamamız gerektiğini düşündürüyor. Onunla ilgili bizi meşgul ediyor ve sonunda iyi bir hukukçunun iyi bir insan olacağı da benim gene kendi bireysel fikrim. Dolayısıyla sizi öne çıkaracak olan da iyi bir insan olmanızdır. İyi bir insan olduğunuz iyi bir hukukçu olduğunuz, iyi bir hukukçu olduğunuz da iyi bir insan olduğunuz anlamına gelir diye düşünüyorum.

Hukuk Fakültesi Öğrencilerine Tavsiyeler

Peki, hocam Hukuk Fakültesine hazırlanan öğrencilere ve hukuk okuyan öğrencilere neler tavsiye edebilirsiniz gelecekte iyi bir hukukçu olabilmeleri için?

– Hukuk Fakültesine hazırlanan öğrencilere ne tavsiye edebilirim? Ben üniversite sınavına girdiğimde yanılmıyorsam yıl 1993’tü. Muhtemelen çoğunuz yeni doğmuştunuz ya da doğmamıştınız. Tabi çok değişti sistem. Ben bile takip edemiyorum artık. Dolayısıyla takdir edersiniz ki sınava hazırlık konusunda çok fazla bir tavsiyem bu bağlamda mantıklı olmaz. Neyi tavsiye edeceğimi de bilmiyorum açıkçası. Ama şunu tavsiye edebilirim hukuk fakültesine girmek isteyen öğrencilere, neye gireceğinizi iyi bilin. Bunu tavsiye ederim. Yani hukuk fakültesini seçmenizdeki öncelikli amacınızı seçmedeki sebebinizi gözden geçirmenizi ve düşünmenizi isterim. Sonuçta girdiğiniz meslek ya da girdiğiniz alan özel bir alan, demin de söylemeye çalıştığım gibi. Belirli özveriler gerektiren bir alan, çok okumanız gereken, çok çalışmanız gereken fakat bunun yanında çok kafanızı da çalıştırmanız gereken bir alan. Üçü bir arada olmak zorunda. Gene üniversiteye girdiğinizde birçok bölümün aksine devamlı çalışıyor, bir şeyler hazırlıyor olarak göreceksiniz kendinizi. Bunu da bilmenizde fayda var.

Dolayısıyla hukuk birçok şey verebilir insana gerçekten. Ben de ömrümde herhalde 100 defa gelsem 100’ünde de hukuk okurdum diye düşünüyorum. Hukukçu olurdum, avukat olurdum anlamında demiyorum, hukuk okurdum anlamında söylüyorum. Çünkü gerçekten bana çok şey verdi, çok şey öğretti bana. Hayata değişik bir açıdan bakmamı sağladı. Fakat bunu elde edebilmek belli bir gene çabanın sonucu oldu. Hukukun böyle bir özelliği var. Çok fazla zaman, çok fazla çaba, çok fazla mesai harcadığınızda, kendinizi ona adadığınızda size gerçekten çok güzel bir şekilde geri dönüyor. Hiç beklemediğiniz tahmin bile edemeyeceğiniz kapıları açıp alanları gösterebiliyor. Ama o yere varana kadar da çok fazla hayal kırıklığına uğratabilecek yanları olduğunu birçok insanın ya da birçok öğrencimin daha en baştan pes etmek amaçlı olarak karşıma geldiğini düşünerek bunları söylüyorum. Bunları da bilmekte fayda var.

Bir de girmeden önce hukuk düşünenler için bir şey daha söyleyeyim. Şuna hiç takılmanıza gerek yok. İçinde bulunduğunuz sistemin nasıl işlediğine, sağlıklı olup olmadığına, işlevsel olup olmadığına ya da diğer herhangi bir duruma çok bakmayın, çok evrensel bir alan bu. Yerel hukuk tabi ki önemli, parçası olacağınız hukuk tabi ki önemli ama siz çok daha büyük, çok daha eski, çok daha geniş bir toplumun parçası olacaksınız ki hukukçular diyoruz buna. Bu ne zamanla ne mekânla ne de herhangi bir bölgeyle sınırlanabilecek bir grup değil. Dediğim gibi insanlık tarihi kadar eski bir grubun parçası olmak, bunun farkında olduğunuz sürece bundan başka nasıl bir tavsiye verebilirim çok da bilmiyorum.

Okuyanlara vereceğim tavsiyeler de çok farklı olmayabilir belki. Sadece şunu belki onlara ekstra olarak söylemem gerekir. Evet, muhtemelen çok okuyorsunuz, çok sıkılıyorsunuz. Bazen niye okuduğunuzu neyi neden yaptığınızı neyi neden öğrendiğinizi anlayamıyorsunuz. Ama göreceksiniz hepsinin bir sebebi, hepsinin bir manası olacak. Hiç hayatınızda çalışmayı düşünmediğiniz, yanından bile geçmeyi düşünmediğiniz hukuk alanlarının sınavlarını vermeniz için en ince ayrıntısına kadar öğrenmenizin size ne faydalar getireceğini şuanda anlamanız çok kolay değil ama ilerleyen senelerde mezun olduktan sonra iş hayatına başladığınızda, profesyonel hayata başladığınızda daha olgunlaşmış bir insan olduğunuzda göreceksiniz her şey birbiriyle bağlı. Hukuku ne yazık ki sadece bir bölümünü okumak isteyip diğer bölümlerini dışarıda bırakmak şuaralar çok önüme çıkan bir istek ama bu hukuk olmuyor. Hukuk bir bütün ve her ne kadar sizi sıkan, çok ilginizin olmadığı, hiçbir şekilde parçası olmak istemediğiniz hukuk dalları olsa da, muhtemelen vardır zannediyorum, emin olun bunları bilmeniz, bunlara çalışmanız, bunlara hakim olmanız bütün genel hukuk tecrübesi için de çok önemli. Özellikle altını çizmek isterim.

Bunun yanında gene İngilizce konusuna gelmem gerekirse özellikle okuyanlar için onlar bu konuyu anlayabilecek durumdalar. İngilizcenin çok önemli olduğunun tekrar altını çizmek istiyorum. Yazmak ve kendinizi ifade etmek özellikle dünyanın küçüldüğü, web cam üzerinden telekonferansların arttığı, toplantıların çoğunun online yapılabildiği bir dönemde İngilizce sadece metin hazırlamanın, yazı yazmanın ve bir şey okuyup anlamanın da çok yeterli olmayacağını, (negotiation) müzakere süreci sırasında da yabancı dilin çok önemli olacağını ve karşınızdaki kişileri, müvekkiliniz olsun diğer taraf müvekkilleri olsun, diğer taraf vekilleri olsun birçok durumda yabancı bir dilde ikna etmek zorunda olacağınızı bütün argümanlarınızı yabancı bir dilde kurabileceğinizi sözlü olarak konuşuyorum özellikle unutmayın. Bunu bilmeniz bence önemli çünkü bu eksikliği de çok görüyorum. İngilizceyi sadece metin üzerinde yazı ya da okumak olarak algılamayın. Özellikle avukat olacaklar için konuşmanın da kendinizi iyi ifade etmenin de karşı tarafı ikna edebilmenin de gene sözlü olarak bir tarafı hâkimiyet ve üstünlük sağlamanın da bu mesleğin bugün itibariyle çok önemli bir unsuru olduğunu ve olacağını da söylemek lazım.

Bunun yanında özellikle hukuk okuyanlara başka bir tavsiyem, biraz başka alanlara da zaman ayırmaya çalışsınlar. Biliyorum, çok zorlu bir eğitim süreci, çok az boş zaman oluyor ama bir hukukçunun sadece hukukla alakadar olmaması lazım. Gene en baştaki cevaplara dönmek gerekiyor bu durumda. Birçok diğer alanda da faaliyet göstermek, etkin olmak ve diğer birçok alandan beslenmek hukukçunun bence en çok üzerinde durması gereken durumlardan bir tanesidir. Dolayısıyla kendinizi çok kapatmayın, dünyadan soyutlamayın. Yaşayın hayatınızı da. Hukuk hayattır zaten. Hukuk odanıza kapanarak sadece kitap okumak, sınav çözmek değildir, hukuk hayatın kendisidir, hayat olmadan insan olmadan hukuk olmuyor zaten. Mesela çok önemli bir hukukçu, Rudolf von Jhering, Alman hukukunun efsane isimlerinden, onun hiç unutamadığım bir kitabı “Hukukla Olan Kavgam” kitabıydı. Tamamıyla günlük hayatta hukukun yeri ve günlük hayatta hukukun karşımıza çıkışıyla alakalı bir eserdir. Hayatım boyunca unutmadım, o eser bana belki de ilk kez hukukun yaşamla, yaşamın hukukla aynı olduğunu göstermişti. Hak dediğimiz şeyler, hukuk dediğimiz şey insanoğlunun, toplumun ve onun gündelik yaşamının bir zaten parçası. Hukukun gündelik dilde kullanılış şeklini düşünürseniz zannediyorum bu dediğime siz de bir noktaya kadar katılırsınız.

Staj olanakları ve staj durumu için de benim söylemem gereken size okula girdiğiniz andan itibaren hep staj yapmanız, bütün boş vakitlerinizi stajla geçirmeniz tabi ki önemli. Kişinin mezun olmadan önce iş hayatını görmesinin, profesyonel anlamda tecrübelenmesinin kötü olabilmesine imkân yok tabi. Ama üniversite eğitiminizi ikinci plana atmanız da ya da üniversitede öğrendiğiniz teorik bilgileri pratik bilgilerin ışığında yok saymanın da çok iyi bir sonuç vereceğini ya da doğru bir yol olduğunu düşünmüyorum. Hepsi farklıdır, hepsi, beraberdir. Hukuk fakülteleri dediğim gibi avukatlık meslek yüksekokulu değil. Teori tabi çok önemli, teorisize çok verilecek. Pratikte bu bazen beklediğiniz gibi olmayacak, çoğu zaman olmayacak. Ama bu teorinin ne kadar değerli bir bilgi olduğu ve ne kadar önemli olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Her şeyi dengeli yapmakta fayda var. Ölçülülük ilkesi hukukun en önemli ölçütlerinden biridir. Bir hukuk fakültesi öğrencisi olarak ölçülülük ilkesini hayatınızın her alanında değerlendirin, her şeyi ölçülü yapmak bir hukukçu için belki de en tavsiye edilebilecek en doğru yoldu. İhtiyaç olan da budur diye düşünüyorum.

Yazar Hakkında

Kişisel blog şeklinde başlayan bu girişim ardındaki ekip sayesinde bir serüvene dönüştü.

Yorumlar kapatıldı