Giriş

Kayıt Ol

FACEBOOKGOOGLE Hesap Oluştur
Şifre Tekrarla
Giriş/Üye Ol sayfasına geri dön

İntikam

Pek konuşmazdı. Kimseye benzemeyen bir yapısı vardı. Dilsiz miydi? Her şeye sahipti bence. Ağzından birkaç laf alabilmek için günlerce beklediğim olurdu. Değer miydi? Kesinlikle!

Bazen konuşmamasının bir tercih olduğunu düşünürdüm. Sır saklamayı pek iyi bilirdi halbuki. Sıkıntılarımın hepsini vakum makinesi gibi emer, günlerce aç susuz yaşar, suskunluk orucunu dertlerimle açardı.

Sarı yüzlü, uzun boylu, hafif de topluydu. Yaşamı boyunca çektiği acılar vücudunun muhtelif yerlerinde yara izi olarak kalmıştı. Uzun yıllar sürgünde kalmış, çokça savaş görmüş; padişahlara, devlet erkânına hatrı sayılır miktarda hizmet etmiş. Neler yapmış neler…

Hayat hikayesini hep başkaları anlatırdı. Onun hayatına başkalarının vakıf olması hiç hoşuma gitmezdi. Kıskanırdım. Öyle çok isterdim ki anılarını kendisinden dinlemeyi. Yahu anlatıverse ne olurdu sanki? Israrlarım fayda etmezdi. İnatçıydı bir kere. Dibine kadar devam ederdi inadı. Niceleri açamamış kara kutuyu, sana mı kalmış? Ne yapayım, merak işte!

Zamana ve mekana göre ruh hali değişirdi. Pek kestiremezdim. Yüz ifadeleri sanki yoktu. Onu çözümlemeye çalışırdım çoğunlukla. Birçok tiple karşılaşmıştım hayatımda: anormaller, şüpheciler, şizofrenler… Bu ise farklıydı, kategorilere sığmayan bir kişilikti.

Kullandığı dili anlayamazdı çoğu kimse. Heceleri bazen yutar, bazen öylece uzatıverirdi. Açıkçası benim de anlamam aşinalıktan öte değildi. Kırılmasın diye çoğunlukla anlamış numarası yapardım. Üzülmesine dayanamazdım. Hüzün çöktü mü yüzüne kendi içine kapanır, saatlerce beklerdi. Suskunluğu bir hayli artar, gözleri kızarır, gözbebekleri ise küçülürdü. O, bu haldeyken ne bir doktor ne de bir hoca fayda ederdi. Bir müddet sonra düzelir, eski neşesine kavuşurdu.

Bensiz hiçbir yere çıkmaz, dut yemiş bülbül misali oturduğu yerde kalakalırdı. Öyle gezme tozma gibi işler ona yakışmazdı. Ben rica ettiğim zaman bana eşlik ederdi. Kibarlıkta üstüne yoktu. Kimseyi üzmeden incitmeden yaşanılabilir mi? Önceleri ikna edemedi. Ama davranışlarıyla pes dedirtti. İnandım ona.

Yanımda götürdüğüm yerlerde beni hiç mahçup etmezdi. Bütün dikkatleri üstüne toplar, mucizevi sesiyle dinleyenleri mest ederdi. Ona hayran olmamak mümkün mü? Bütün bu güzelliğe rağmen güzelliğin kendinden olmadığını ısrarla belirtirdi.

Bir gün kalabalık bir yerde suskunluğunu zorla bozdurduğum için bana kızdı, hatta birkaç hafta küstü. Benimki de can ama! El önünde can ciğer kardeş, sonrasında ise eziyet! Ben sana gül gibi bakayım, her ihtiyacını karşılayayım; sen ise buna karşılık beni canımdan bezdir. Ben sana gününü gösteririm!

Evet, ne yapacağımı biliyordum. Yalvarmasını istiyordum. O ise vakur duruşuyla beni çileden çıkardı. Başına neler geleceğini bilmesine rağmen bir savaşçı edasıyla dimdik karşımdaydı. Fazla uzatmadım. Kutusunu açtım, son kez üflemeye bile tenezzül etmedim. Artık ondan gelecek hiçbir sese tahammülüm yoktu. Kutusuna alışık olmadığı şekilde özensizce koydum. Başparesini de kutuya fırlattım. Pek sevmediğim birine hediye niyetine kargoladım. Muhtemelen taşıma sırasında çokça hasar görecekti, yıllarca kilerde kalacak olması da cabası. Oh olsun ona. Bir de kendini ney sanıyordu!

0 yorum → "İntikam"

Yorum Yap ↓

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İzinsiz alıntı yapılamaz. 2020