Biz Hayatın Hızında Kaybolduk

biz hayatın hızında kaybolduk

İnsan bazen yavaşlamalı. Seyretmeli semayı, varlıkları. Hiç acelesi olmamalı. Doyasıya yaşamalı o anı.

Bir anlık müzik mutlu etmeli insanı, bir kare fotoğraf güldürmeli yüzünü, bir tanıdık huzur vermeli.

Neden hep fazlası, hep hızlısı olmalı ki?

Neden kanaatsizlik yanıbaşımızda bizimle at koşturmalı? Siz demiyeyim gerçi, benimle!

Daha fazladan fazlası var mı? Sonlar belliyse eğer sonsuz taklidine gerek var mı?

Ne de çok soru sordum. Bütün bu sorular bana aslında. Ben bana soruyorum, beni ben ilgilendiriyor.

Bir dönem daha geçti işte. Şimdi geriye dönüp baktığımda koca bir dönem göremiyorum. Göz açıp kapayıncaya kadar..

Kelimelerim hızla tükeniyor. Hissediyorum. Onlar da bir sona yaklaşıyor.

Bir dönem geçti demiştim. En azından bu yazı yavaşlasın. Süratli yaşamımdan bir nefes alsın, kısacık da olsa. Bir nefes!

Dağınık yazdığımın da farkındayım, anlamsızlaştığımın da. Bir sefer de tam anlamsız olsun, zaten çoğu anlamsız değil mi?

Kaç kitaba başladım, kaçı yarım kaldı, sayabiliyor muyum? Zorlasam belki, ama zorlama yok bu sefer.

Biz hayatın hızında kaybolduk. Sizi bilmem gerçi, ben kayboldum, bir tokat gibi vurmalıyım yüzüme.

Anı yaşayamadım ne zamandır. Küçük güzellikler mutlu edemedi beni. Hep dahasını aradım. Bulamadım.

Şehri seyretmek için metro kullanmamalıydım, müzeleri fotoğraf makinesi olmadan gezmeliydim belki de.

Kitapları altını çizmeden okumalıydım. Böylece geri dönüp bakabileceğim hissi oluşmazdı ve belki de ben o an o altını çizeceğim cümleden okumanın zevkine varırdım.

Kısacası ben fren yapmayı bilemedim, son hızla gidiyorum bir bilinmeze.

Sahi ya?

Tik takları da duyamadık.

Yazar Hakkında

Kişisel blog şeklinde başlayan bu girişim ardındaki ekip sayesinde bir serüvene dönüştü.

Yorum Bölümü 0 yorum

Yorum Bölümü: