Hukuk Okumak | Sınav Tecrübem #16 | Şeyda Akbulut

hukuk okumak, sinav tecrubem

Merhaba arkadaşlar,

Ben Şeyda. Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisiyim. Sizlere naçizane bölüm seçerken dikkatli olmanız konusunda, artılarıyla eksileriyle hukuk okumaktan biraz bahsetmek istiyorum. Yazıda hazırlık aşamasından, bölümden ve sonrasında meslek hayatından ufak tefek bilgiler bulabilirsiniz. Kendi alanım elverdiği kadar kafanızdaki soru işaretlerini gidermek istiyorum, umarım başarabilirim. Öncelikle 11. sınıftan beri hedefim hukuk okumaktı; nitekim başardım da fakat üniversitede seçeceğiniz bölümün sadece adını ve diploması ile elde edeceğiniz mesleği bilmek yeterli olmuyor. Ortalama 4-5 yıl alakadar olacağınız ve geçmek zorunda olduğunuz dersleri, bu derslerin içeriğini de bilmek gerekiyor çünkü uzun zaman hayalini kurduğunuz şeye ulaşmaya çalışmak bir zulme dönüşebilir gerçekten istemediğiniz zaman.Hukuk okumak açısından bu böyle en azından benim tecrübe ettiğim kadarıyla. Eğer seve isteye yaparsanız okumayı seviyorsanız(roman okumak değil tabii ki kastettiğim hukuki dil ile kaleme alınmış ders kitapları) ve 5-10 kilo kitap taşımaya elverişli fiziksel özelliklere sahipseniz hukuk okuyabilirsiniz zannımca 🙂 ve hayır binlerce sayfalık kanunları ezberlemiyoruz tabii ki fakat öğrenmek zorundayız 🙂

Sizlerin öncelikli olarak cevap aradığınız şey hukuk nasıl kazanılır sorusu olabilir. Buna kısaca değinecek olursam kendi adıma çok fazla ders çalışan bir insan olduğumu söyleyemem ama zamanımı ders çalışmaya ayırdığımda maksimum verimi almak için çaba sarf ediyorum. Bu YGS-LYS çalışma dönemimde de böyleydi, hukuk derslerine çalışırken de böyle genelde (sınavdan önceki son geceyi ve sınav haftalarında sabahlamaları yoksayarsak). Bu işin püf noktası verim almakta bana göre, günde iki saat çalışıp on saat çalışan bir insandan daha başarılı olabilirsiniz bunu deneyimledim, sadece gerçek anlamda odaklanın ve öğrendiğinizi hissedin mutlaka ilerleme kaydedeceksinizdir. YGS ve LYS birbirine göre farklı şeyleri ölçen sınavlar, yani birinde başarısız olduğunuz takdirde asla diğerini yapamam şeklinde düşüncelere kapılmamalısınız. Örneğin YGS’den düşük puan alırsanız pes etmek yerine LYS’ye daha çok çalışmalısınız, 100-200 bin gibi çok buyuk farklar gösteren örnekler mevcut. Tekrar hukuka dönersek yıllık sistemde (hukuk fakültelerinin kimisi yıllık kimisi ise dönemliktir. Aradaki fark yıllık sistemde güz dönemi vize, bahar dönemi final olması; dönemlik sistemde ise her dönem bir vize bir final olmasıdır.) dersleri biriktirmeden düzenli çalışırsanız derste not tutup pratikleri iyi öğrenirseniz hiçbir sıkıntı yaşamadan geçersiniz ama maharet bunları yapmakta tabii ki, hukuk kazanacaklara şimdiden başarılar diliyorum. Okul bir şekilde bittikten sonra ise meslek hayatı var değerlendirmemiz gereken, eskiden “Hukuk mezunu işsiz kalmaz.”, “Hukukçu saygın ve zengin olur.” gibi toplumun oluşturduğu hukukçuların da tasdiklediği bir takım olgular vardı, şimdi halen var topluma yerleşmiş olarak ama  ister gerçek hukukçu olsun isterse sadece hukuk mezunu olsun bu meslekleri icra etmeye çalışan kesim günümüzde bu olgularla yeterince paralellik gösteremiyor maalesef. Mezunların sayıca çokluğu ve nitelik bakımından zayıflığı faktörlerini göz önüne alırsak iş imkanları da bir hayli kısıtlanmış oluyor doğal olarak. Ülke genelinde bu kadar çok hukuk fakültesi ve hukuk öğrencisi olması eğitim kalitesini de düşürüyor kanaatimce. Son olarak hukuk kazanmak ve gerçek bir hukukçu olmak istiyorsanız bunu sadece ismi havalı olduğu için değil hakkı, hukuku, adaleti savunmak için isteyin. Eğer bir yerde adaleti bulamıyorsak yokluğundan şikayet etmek yerine bizler tesis etmek için ne gerekiyorsa yapmalıyız. Bütün meseleleri objektif ve tarafsızca değerlendirip hakkaniyete uygun yorumlamalıyız. En önemlisi de insanlığımızı ve vicdanımızı kesinlikle geri plana atmamalıyız. Hukuk okumanın bütün gereklerini yerine getirirsek getirdiği karizmayı da layığıyla taşıyabiliriz diye düşünüyorum.

Hepinize başarılı ve adaletli bir ömür diliyorum. Teşekkürler.

MF Bölümünden Hukuk Fakültesine | Sınav Tecrübem# 15 | Şeyma Yavuz

defter

Merhaba arkadaşlar,

Ben Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisiyim. Size sınav zamanı tecrübelerimi ve hukukla ilgili düşüncelerimi anlatmaya çalışacağım biraz.
İlk önce YGS dönemi ile başlayayım. Evet hukuk okuyorum ama YGS’den önce sayısaldım hem de Hacettepe Diş isteyen bir sayısalcı 😀 sonraları vazgeçmiştim FTR ve diyetisyenlik falan düşünmeye başlamıştım ta ki okulumuza hukukçu akademisyenler gelene kadar 🙂 o kadar etkilendim ki o gün, hukuk aklının ucundan bile geçmeyen ben ciddi ciddi acaba eşit ağırlıktan mi hazırlansam mı diye düşünmeye başladım. Hem de YGS’ye bir ay kalmışken 🙂 Hocalarımla konuştuktan sonra eğer gerçekten istiyorsam YGS’den sonra geçmenin daha mantıklı olacağına karar verdik. Ama YGS’de sayısal olarak mi eşit ağırlıkçı olarak mı hareket edeceğime karar veremedim ve sosyali çözeceğim diye matematik sorularının yarısını yapamadım. En büyük hatam oydu sanırım sınav döneminde. Size tavsiyem ister eşit ağırlık ister sayısal olun kesinlikle matematik sorularının hepsini çözmeden başka derse geçmeyin… Ben matematiği yarım bırakıp sosyal çözmek gibi büyük bir hata yaptım siz yapmayın :/ YGS için diğer önerilerimi de söyleyeyim, büyük ihtimalle bunları çok kez duymuşsunuzdur ama her hikaye insanda farklı bir etki bırakıyor, sınav dönemi psikolojisinde hele ki… Türkçe için her gün paragraf sorusu çözün 10 tane olsa bile çözün çünkü soru tarzı öğrenmek ve hızlanmak açısından çok işe yarıyor. Matematikte konu yoğunluğu çok yok YGS’de her gün soru çözmek gerekiyor ve mutlaka çözemediğiniz soruları birilerine sorup öğrenin çünkü sürekli yapabildiğin tarzda soru çözmek yerine farklı tarz sorular görüp yapamadıklarını öğrenmek daha mantıklı. Sosyal için çok tavsiye veremem ama tarihte falan ezberlemeniz gereken şeyleri not alıp görebileceğiniz bir yere asarsanız çok işe yarar diye düşünüyorum. Fen açısından da fizik genel olarak en zorlanılan ders oluyor ve kimse sevmiyor 😀 hatta bölüm degiştirenlerin başlıca sebebi oluyor. Ama fizik mantığını kavrayınca kolay bir ders bence. Formülleri nerede nasıl uygulayacağını bilirsen tamamdır. O formülleri de sürekli yazarak öğrenebilirsiniz. Her soruda kullandığınız formülü yeniden yazın, o şekilde pekişir zaten. Fizikte üç tane falan da sözel soru çıkıyordu yanlış hatırlamıyorsam. Onlar için de bir kaç kez konu tekrarı yeterli olur ???? Biyoloji de sayısalcıların sözel dersi ve sürekli tekrar isteyen bir ders. Biyoloji de not çıkarıp kendi notunuzdan çalışmanızı tavsiye ederim çünkü kendi yazdığınız şeyler daha çok akılda kalır. Kimya benim en sevdiğim dersti ???? hele organik kısmı en zevkli olan yeri bence 🙂 Kimyayı anlamaya ve sevmeye çalıştıkça yapabilirsiniz????(kimya sevgilinizmiş gibi oldu da neyse ) Lise 3’te elektroliz konusunu anlamamıştım ilk mesela. Sonra bir gün sadece o konuya çalıştım sadece onunla ilgili soru çözdüm ve sorularımı aynı gün sordum. O günden sonra anladım o konuyu. Anlamadığınız konuya özellikle vakit ayırın. Anlamadıklarınızdan, yapamadıklarınızdan kaçmak yerine üstüne gidin????. O dönemde ne kadar fazla soru çözersem kardır mantığı oluyor ya genelde ben ona karşıyım. Beş soru bile çözsen o gün o beş sorudan beş yeni şey öğrendiysen kardasın demektir diye düşünüyorum. O yüzden çok soru çözeceğim diye kendinizi kasmak yerine bu konuyu öğreneceğim diye kasın 🙂

Bir de LYS adına bir kaç şey söylemek istiyorum. LYS ye çalışırken edebiyat hukuk için en çok puan getiren ders biliyorsunuz ki. Eşit ağırlıkçıların da genel olarak sevdiği ders ayrıca. Edebiyatta en önemli kısım yazar-eser kısmı. Onu da kodlama yöntemiyle halledebilirsiniz ???? Her birini ayrı ayrı aklında tutmak zor bayağı ama kodlanırsa her şey daha kolay olur. Kodlamak derken baş harfleriyle kelimeler oluşturabilir ya da eserlerin isimleriyle hikaye tarzında şeyler yazabilirsiniz. En çok cumhuriyet dönemi yazar ve şairlerine çalışın 😀
Sınav dönemi bir kenara bırakıp tercih konusuna gelecek olursak istediğiniz bölümü gerçekten meslek olarak sevdiğiniz için istiyorsanız tercih edin yoksa en iyi bölüm oydu, adı vardı, ailem istedi vs. gibi sebeplerle gelip hayatınızı heba etmeyin. Basit bir şey yapmıyorsunuz. Yapacağınız tercih artık hayatınızı belirleyecek. O yüzden gerçekten nerede mutlu olacağınıza iyi karar verin ve orayı tercih edin ???? .
Hukuk belki eşit ağırlığın en iyi bölümü ama sırf en iyi bölüm diye puanınız tuttu diye gelmeniz çok saçma. Sevmeyen bir insan için o kadar sayfa kitaba çalışmak eziyet gibi gelir zaten. Herkesin söylediği gibi zor bir bölüm hukuk evet ama çalışınca yapabilirsiniz. Önemli olan sevdiğiniz şeyi yapıyor olmanız. Belki derslere çalışırken mutlu olmayacaksınız ama sırf istediğiniz meslek için bunlara katlanmaya değer diyebilirsiniz. Ya sevmeden sadece iyi bölüm diye geldiyseniz o zaman ne yapacaksınız ?
O yüzden sözlerime son verirken tekrar değinmek istiyorum arkadaşlar sevdiğiniz işi yapın, sevdiğiniz yerde olun, sevdiğiniz bölümü tercih edin.

Hepinize başarılar diliyorum, sevgi ile kalın.

Sınav Tecrübem #4 | Ömer İlter

sınav tecrübem ömer ilter sınav maratonu

Sınav Maratonu Nasıl Koşulur?

YGS-LYS ile ilgili bugüne kadar birçok şey yazılıp çizildi. Bu sınavlarla ilgili okuyabileceğiniz pek çok yazı vardır. “Sınava nasıl çalışılır? Sınav stresi nasıl yenilir? Hangi kaynaklar çözülür? Ders çalışma programı nasıl hazırlanır? vb” birçok soruya cevap veren yazılardır bunlar. Bu konuların artık yeterince anlatıldığını düşünüyorum. Herkesin bildiği şeylerdir çünkü. Bu yüzden bugünkü yazıda farklı şeylere değineceğim.

Kendi tecrübelerime ve gözlemlerime dayanarak bazı şeyler anlatacağım sizlere. Biraz ezberbozan bir yazı olabilir. Hazır olun.

2015 yılında yerleşmiş biri olarak en sevmediğim sorulardan biri “Nasıl çalıştın? Söyle biz de yapalım. “sorusudur. Hani derler ya “başkasının yaptığı asfalttan yürüyeceğine kendi yaptığın patikadan yürü” bu yüzden en verimli çalışmanın kişinin kendisinin belirleyeceği planla olacağını düşünüyorum. Plan demişken de size tavsiye: Asla aylık veya yıllık plan yapmayın. Uyan varsa tebrik ediyorum. Genellikle bu tip planlarda bir aksama olursa olay kopup gidiyor. Bir gün çalışmayınca o bütün programı etkileyebiliyor. İnsanlar hazırlıyor programı, 1.gün, 2.gün…. sonra 5.gün programı uygulamıyor ve tüm plan çöpe. Sürekli ertelemeler ve sonunda hüsran. Bence insanlar en çok program hazırlarken zaman kaybediyor. Hazırlayacakları zamanı ders çalışmaya ekleseler inanın daha başarılı olacaklar. Bir de program hazırlayınca hep aynı bahaneler oluyor: “Tamam; hazırladım programı yarın başlıyorum, hafta başında başlayacağım, bugün maç var yarın sabahtan başlarım vs.” O yüzden eksiklerinizi tespit edin, kaynaklarınızı alın ve kendinizi asla şartlamayın. Bazen bir konuyu bitirmek uzun zamanınızı alır. Hesapladığınızdan çok vaktiniz gidebilir, acil işiniz çıkabilir, bunalabilirsiniz. Bu tip durumlarda kendinizi aylık bir programa uymak zorunda hissetmek sizi daha da zor durumda bırakabilir. İpin ucunu kaçırabilirisiniz. O yüzden o gün karar verin ne çalışacağınıza. Yalnızca ana odaklanın. İnsanın sabrı ancak içinde bulunduğu duruma yeter. Geçmiş için üzülüp geleceğe dönük plan yapmaktansa sadece içinde olduğunuz anı iyi değerlendirin.

Çalışmanın nasıl olduğunu verdikten sonra temel meseleye geliyorum. Devamlılık ve sebat yani asla yılmamak. Şu andan itibaren yaklaşık 7 buçuk aylık bir zaman var. Bu 225 günün mümkünse 225’inde de çalışın. Günde yarım saat olsa bile… Asla yılmayın. Bir deneme iyi yapıp sonra düşebilirsiniz. Netlerinize güvenmeyin, asla gevşemeyin, garanti görmeyin işinizi. Unutmayın ki her şey 160 dakikada olup bitecek. Birçok şey sınav anına bağlı. Bu da gevşememenin önemini bizlere gösteriyor. En önemlisi de sadece kendinizle yarışın ve çevrenizden etkilenmeyin. Kendimden örnek vereyim. Ben ortalama çalışan bir öğrenciydim ama şunu söyleyebilirim ki her gün çalıştım. Kimi insan olur evde çalışır, okulda çalışmaz; kimi tersini yapar. Ben böyle olmadım. Her gün yarım saat-bir saat de olsa çalıştım ama tatiller dahil ortalama olarak günde en fazla 2-3 saat çalışmışımdır. Çalışmayı da fazla abartmayın. Bir gün 6 saat çalışıp ertesi gün yatmayın.

Son olarak şunu söyleyeyim: Puan ve sıra hesaplamaktan uzak durun. Gerçekçi olmuyor çünkü her senenin sınavı farklı. Dediğim gibi kendinizi bir programa entegre etmeden, çevrenizden etkilenmeden, sizden iyi veya kötü yapan insanlardan etkilenmeden, kimsenin başarısını kıskanmadan çalışın. Emin olun bu şekilde en hayırlısı sizlerle olacaktır.

Şunu da bilin ki sınav her şey değil. En iyi üniversitede okuyup işsiz de kalabilirsiniz, istemediğiniz bölüme gidip başarılı da olabilirsiniz. Bu nedenle ümitsizliğe kapılmayın. Yalnızca önünüze bakın. Tüm sınavlarda hayırlı başarılar sizlerle olsun.

Yazar Hakkında 

omerilter-101
Ömer İlter

Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi…

ilteromer@hotmail.com

Küçüklüğümüzün Değerini Anlamak | Kemal Emre Şahin

küçüklüğümüzün değerini anlamak

[alert heading=”Not: ” type=”info”]Bu yazı misafir blogculuk kapsamında yazılmıştır.[/alert]

Birçok insan küçük bir bireyken çoğu zaman ‘ne zaman büyüyeceğim artık?’, ‘daha büyümedim mi?’ ya da ‘keşke büyük olsaydım’ gibi düşünceler içerisinde olur. Ne var ki bu düşüncelerimizi desteklemeyen ya da şöyle diyelim küçük olmanın güzel bir şey olduğunu söyleyen büyüklerimize karşı biz küçükler arasında bu konu bazı tartışmalara yol açmış olabilir. Küçüklüğümüzün değerini anlamak asıl meseledir.

Hemen bir örnek veriyim bu anlatıcağım olay ilk yaşandığında ben ortaokula gidiyordum ve tatillerde anneannemlere giderdik ki hala birçok tatilde gideriz. Birgün ailecek işte anneannemler, teyzemler, dayımlar, biz ve kuzenler falan böyle koca bir ailenin akşam yemeğinde yemek yeme zamanı geldi ve tabiki de herkes 1 masaya sığamadı. Bu şu demek oluyor büyükler bir masada küçükler bir masada. Ne varki o büyüklerin masasında da her zaman 1 kişilik boş yer olurdu tabi bunda küçüklerin yediği masanın küçük olması da etkiliydi. İşte bu mevzu hani vardır ya ‘insanlık için küçük ama benim için büyük bir adım’ diye tam da buna benzer bir şekilde biz kuzenler arasında pek çok zaman o büyüklerin masasında oturma isteğinden ya da zevkinden dolayı küçük büyük tartışması yaşanırdı. Neden zevkliydi bilmiyorum ama o zamanlar bizim için çok önemli ve zevkli bir şeydi büyüklerin masasında yemek yemek. Bugün ben 19 yaşındayım ve bu mevzu artık aile içerisinde bir tartışma değil bir eğlence konusu oldu onu da söylemek isterim.

Klişe olan bir söz vardır ‘küçük olmanın değerini büyük olunca anlıcaksın’ diye. Bunu birçoğumuz sıklıkla duymuşuzdur büyüklerimizden. O zamanlar pek inanmazdım ve hiç düşünmezdim bu sözün üstünde ama şimdi çok iyi anlıyorum. Çünkü her geçen gün büyüyosun ve üzerinde olan iş yükü ya da şöyle diyelim sorumluluklar giderek artıyor ve daha ciddi olan mevzular sizin hayatınızın bir parçası oluyor. Örnek vermek gerekirse işte ‘üniversite nasıl olucak?’, ‘acaba üniversite sonrası nolucak?’, ‘mastır yapsam mı?’, ‘nerede çalışıyım?’, askerlik, evlilik falan filan derken birçok önemli olan konularla karşılaşmaya başlarsın ve o güzel çocukluk günlerinde lego oynayarak ya da o sabahın kör zemiresinde kalkıp çizgi film izliyerek geçirdiğiniz günleri hatırlamaya başlarsınız ya da hatırlamak istersiniz. Hala bazen çizgi film izliyorum çaktırmayın. 

Demem şu ki artık çocuk değiliz ama bu demek olmuyorki çocukluğumuzu unutalım. Sadece yaşadığımız anın tadını çıkaralım hepsi bu.

Yazar Hakkında

Kemal Emre Şahin

Koç Üniversitesi İşletme bölümünde okuyor. Fotoğrafçılık ve gezi hobileri arasında.

ksahin14@ku.edu.tr

kemal emre şahin

Sınav Tecrübem #2 | Ceren Öğhan

nasil_calistin
Merhaba,
ceren öğhan
Ben Ceran Öğhan. Buradaki yazıda bahsedildiği gibi YGS-LYS tecrübelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Ben düz lisede okuyan normal seviyede biriyim.  Düz lisede okumama rağmen yüksek sayılan bir hedefim vardı o da:  “Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi”
Herkes bana yapamazsın dedi. Hırslandım, yaparım dedim… Yapamadım.
Her neyse efendim konumuza dönelim. Ben telefonu hiç elimden düşürmedim… Aman ha ben telefonu elimden bırakırım da patronlarım beni arar ulaşamaz şirket batar diye korktum herhalde yoksa bu kadar önemli değilse neden bırakamayım değil mi canım? Demek isterdim fakat bildiğin bağımlıydım… YGS-LYS ders çalışma maratonuna başlamadan önce telefondan kendini uzaklaştırmalısın! Bu birincisiydi.
Ikincisi amaan o konuyu da yarın çalışırım canım deme yarın çalışılmıyor ! Sayısal ya da eşit ağırlıksan matematik geometri çalışıp diğer dersleri boşlama ! Eşit ağırlıkları da çalış ! Bu ikincisiydi gelelim ücüncüsüne “Burda çok ses var ders çalışamıyorum ,dizim kaçıyor, arkadaşlarım kafeye çağırıyor” gibi bahaneler üretip derse ara vermek yok. Ben bi kere yaptım ve devamı geldi. He tabii ki dışarı çıkmak hakkinız asosyal olacak haliniz yok ama dozunda olmalı. Dördüncü mü olacaktı bu ?
Aslında anlatacak çok şey var da kısa kesmeye çalışıyorum. Aile sorunlarından, arkadas ve sevgili tartışmalarından uzak durun. Evet bir nevi umursamaz olun. Ömür boyu degil canım abartmayın sınavınız geçene kadar ! 🙂
Gelelim besinci ve son maddemize sakin “Kazanamazsın, yapamazsın, ahahahah Ayşe mi hukuk istiyormuş onun okul notları çok düşük” diyenleri umursamayın okulda derecem olmasına rağmen YGS’de kötü bir net yaptım, okulla pek alakası yok. Hevesinizi kıran, moralinizi bozan insanlara acımayın çıkarın hayatınızdan onlar sizi üzdüğü için kotu hissetmiyorsa siz de kotu hissetmeyin. Bu dönemde kimin dost kimin düşman olduğu belli oluyor merak etmeyin 🙂
Bunlar benim acı tecrübem bunlar gibi yüzlercesini bu dönemde yaşadım. Kendime güvenmem, çalışma hırsım ve bilgim olmasina  rağmen basarili olamadım hep bi eksiğim vardi. Ben size pek iç açıcı seyler yazamadım ama kusura bakmazsınız artık affedin kendinize iyi bakin 🙂